Lise Fotoğrafı_Uğur Arslan

14/9/2007 · Kategori: siir

Ön sıradaki kısa boylu çocuk

Gözlüğünün camı en kalın olan

KRAVATINDA AYRAN LEKESİ VE CEKETİNİN KOLLARINDA TEBEŞİR TOZU HER DAİM BULUNAN

En önde harflerin ve kalplerin kazınmadığı

Ve aşkların uğramadığı sıralarda oturan

Düşük omuzlu, ürkek ve hüzünlü bakan

Parmağı kalkmayan

Ve derslerde soracak hiçbir sorusu olmayan suskun çocuk...

Sevgiyi bilen sevdayı bilmeyen

Aşkı bilip bilmediğini belli etmeyen

En arka sıralardaki yaşça büyük ve uzun boylu kızların neredeyse kucağına alıp  sevdiği

Yan sırada oturan güzel gözlü sarışın kızın bir türlü yüz vermediği

Başı önde yere bakan

Ve sadece kendi yüreğini yakan çocuk...

Matematikten zayıf alan

Çünkü en güzel şiirlerini matematik dersinde yazan

Ama o şiirleri bir türlü yan sıraya uzatamayan garip çocuk...

Belki bir gün arslanlar gibi karşısına çıkıp konuşacak

Ve ona yazdığı bütün şiirleri okuyacak

Belki bir gün derslerdeki en hararetli tartışmalarda onun da söyleyecek birkaç sözü olacak,

Oturup çalışacak

Teşekkür, hatta

Takdir alacak,

Sınıf  başkanı olacak

Ve yoklama yaparken sıra o kızın ismine geldiğinde

O ismi herkesten güzel okuyacak;

Okurken gözlerine bakacak...

Bütün bunların hayalini kuran

Ve bu hayalleri kurarken tarih öğretmeninin sorusuna ansızın yakalanan

Sonra susan, yanakları kızaran, hiç bir şey konuşamayan

Ve dersi dinlemediği  için azar işitirken

Ya sıraya dönüp bakamayan tembel çocuk...

Biliyor musun bu dünya ona da kalmayacak

KİMSE ÖMRÜNÜN SONUNA DEK MEZUNİYET FOTOĞRAFINDAKİ KADAR GÜZEL OLMAYACAK...

Önce  alnında kırışıklıklar

Ve o güzelim sarı saçlar beyaza duracak

Ve onun için

Yan sırada oturan suskun ve tembel çocuk

Eski ve siyah-beyaz bir lise fotoğrafının en arka köşesinde

Sadece kafasını gösterebilmiş

Kalın gözlüklü ve hüzünlü bakan

Bir çift göz olacak...

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Sultaniyegâh Sirto_Uğur Arslan

14/9/2007 · Kategori: siir

Hayatın merdivenleri yüksek ve dardı çoğu zaman,

Kendinizi her salışınızda biraz daha aşağı iner ve dibe hızla yaklaşırdınız.

İnmek çıkmaktan daha kolay olurdu,

Tıpkı yaşlanmanın genç kalmaktan daha kolay olduğu gibi...

Belki de hayat, merdiven inmekten ve merdiven çıkmaktan ibaretti,

Bir yaşa kadar büyük bir yaşam savaşıyla çıktığınız merdivenler, bir yaştan sonra iniş oluverir,

Ve sizi ömrün bittiği yere yönlendirirdi.

Bir sürü sorun çıkardı hayatın son basamaklarında,

Hastalık, dert, tasa hepsi bir olup üstünüze çöker,

Ve ağır işiten kulaklarınızda çınlayan tek şey aheste bir kemancının çaldığı sultanîyegâh sirto olurdu...

Sona yaklaştıkça insan şu sözün doğruluğuna inanırdı:

"Ölümün bile güzeli vardı."

Ecel geldiğinde sorsa, dese ki ölümlerden ölüm beğen kendine,

Ve seçme şansımız olsa, ne isterdik acaba?

Vakit dardı;

Ve aslında ölümün bile güzeli vardı...

Son nefeste yanında olmak istediğimiz belki ana, belki evlât, belki de yârdı.

Daha yapacağın çok şey vardı belki yarın,

Ama her şey buraya kadardı,

Ve ömür denilen şey deli gönüle dardı.

Seçme şansımız olsa seçerdik elbet,

Çünkü ölümün bile güzeli vardı...

Son basamaklarıydı bunlar artık hayatın,

Aynaya her bakışta bir yaş daha yaşlanırdın.

Azrail'le pazarlık zordu,

Deli gençliğin hayali gözlerinin önünde dururdu...

Ve ağır işiten kulaklarında çınlayan tek şey aheste bir kemancının çaldığı sultanîyegâh sirto olurdu...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Karamanoğlu Mehmet Bey_Alev ALATLI

14/9/2007 · Kategori: siir

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum.

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı:

"Bu günden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda

Türkçe'den başka dil konuşulmaya" diye

Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını;

Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri

Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim;

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere.

Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,

Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey,

Hanımağanın firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkânın store,  bakkalın market, torbanın poşet,

Mağazanın süper, hiper, gross market,

ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard,

Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,

Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı beldelerin girişinde "Welcome", çıkışında "Goodbye",

Okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın bodyguard,

sanat ve meslek pirlerinin duayen,

İtibârın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Seki'nin, alanın platform, merkezin center,

Büyüğün mega,  küçüğün mikro, sonun final,

özlemin, hasretin  nostalji olduğunu öğreneniz var mı?

İş hanımızı plaza, center room, show room,

Büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fastfood,

Yemek çeşitlerimizin mönü,

Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,

Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,

Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,

Vurguncunun spekülatör,, eşkıyanın mafya,

Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic,

Bilgisayarı computer, hava yastığını airbag,

Oluru, pekâlâyı okey diye konuşanınız var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,

Yaşa, var ol sevinçleri, oley oley,

Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık Dağı'nın tepesindeki  köyde,

Cafe Show levhasının altında,

Acının da acısı nescaaafe içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,

Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,

Özün el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,

Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,

Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...

Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!