Ferhat GÖÇER'e- İclal AYDIN

23/7/2007 · Kategori: Iclal Aydin

Sevgili Ferhat... Sizi tanımıyorum. Oturup iki lafın belini kırmışlığımız yok ama sadece sizi severek dinleyen herhangi biri olarak bir parça samimiyet kurup “siz”den “sen”e geçmek istiyorum. Bazen yaklaşıp sanki kırk yıldır tanışıyormuşcasına “İclalcim” diye söze başlayan okurlarla karşılaşmaktan mutlu olurum.

Bunun, ortaya koyduğumuz eserlerin yarattığı içtenliğin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Umarım yazacaklarımın ve senli benli ifademin de böylesi bir içtenlikten kaynaklandığı anlaşılır.

***


Sen çalışkan bir adamsın.

Müziği ve şarkı söylemeyi seviyorsun.

Bu işi ne kadar ciddiye aldığını, ne kadar çabaladığını, ne kadar profesyonelce uğraştığını görmemek için gerçekten aptal ya da kötü niyetli olmak gerekir.

Ve ne yazık ki (ve pek tabii, iyi ki) sen başarılı oldun.

Sadece bu yüzden, sevildiğin ölçüde sevilmediğini de belki ilk kez şimdi görüyorsun.

Çünkü başarı sevilmez bu ülkede.

Çünkü halkın alkışladığını profesyoneller onaylamaz.

Çünkü medya cezasız bırakmaz hiçbir başarıyı.

Çünkü artık dişe gelir, elle tutulur bir ağırlığın vardır senin.

Bu yüzden Hüsnü’yü yumrukladığın ya da ödül almak için kasetlerini satın aldığın iddiaları daha “tatlı” haberlerdir.

“İzmir yanıyor” isimli şarkıyı ne kadar güzel yorumladığından daha “şekerlidir” yani...

Kırşehir’de yaşayan binlerce kişiyi açık hava tiyatrosuna toplaman ve binlerce kişinin sana “Cennet” isimli şarkını haykırarak söylemesi partnerinle yaşadığın gerilimden daha önemli değildir.

Müziği başarıyla icra etmen ya kötü insan olmanı gerektirir ya da kötü cerrah olmanı...

Gerçek olamazsın Ferhat, mutlaka vardır bir “yamuğun!”

Olmalıdır...

Eğer yoksa da bulana kadar ya da yaratana kadar uğraşırlar artık sen de biliyorsun.

***


Dediğim gibi, hiç tanımıyorum seni. Ama biliyorum; sana ait olmayan cümleleri okuduğunda, nezaket içinde verdiğin yanıtların nasıl da çarpıtıldığını gördüğünde, konserlerinin kalabalığından değil de seninle ilgili varsayımlardan söz eden yazılar çıktığında şu şahane başarının tadını çıkaramıyorsun.

Çıkaramazsın...

Çünkü sen de bilirsin ki kötülük iyiden baskındır.

Ne acıdır ki öyledir...

Oysa mutlu olmalısın.

Gerçekten.

Gerçekten!

***


Şehirlerarası bir otoyolda albümünü dinlerken düşündüm bunları. Seni hiç tanımasam da yazmak istedim. Bir doktorun şarkı söylemesi eğer banyoda söylüyorsa ne diğer doktorları rahatsız eder ne de diğer şarkı söyleyenleri. Ama bütün ülkeye söylüyorsa ve eğer kalabalıklar “alkışlıyorsa” sorun başlamıştır. Seni “soruşturanlar”ın çeşitliliğine inanamazsın. Bildiğin şeyler işte; yeni bir şey söylemiyorum, farkındasın.

Sorun başarılı olmanda.

İyi bir bankacı olsaydın da çok sevilen bir öğretmen de fark etmeyecekti; bir şekilde bir soruşturma olacaktı hakkında. Şarkı söylemesen, sadece işini çok severek ve başarıyla yapsan da “sevilmeyecektin.”

Küstürülmüş binlerce “yeteneğin” mezarlığıdır bu ülke.

Onca bilginin, birikimin, hevesin, muktedir olmanın yok sayıldığı bir bataklıktır.

Bu yüzden kötü yaşlanır bu ülkenin yaratıcıları.

Bu yüzden öfkeli olurlar.

Bu yüzden başarının cezasını bir ışık taşıyan herkes çeksin isterler.

Ama sen sakın vazgeçme.

Bir kız kardeş isteğidir bu; sen güçlü ol ne olur.

Tıka kulağını herkese, sen şarklarını söyle...

Sana pek yakışıyor çünkü...

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=127884&Categoryid=4&wid=10

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

AK PARTİ İKTİDARI OY ARTIŞIYLA GELDİ

23/7/2007 · Kategori: haber_duyuru

  Türkiye'de 53 yıl aradan sonra ilk kez bir iktidar partisi genel seçimde oyunu artırmayı başardı.

  Adalet ve Kalkınma Partisi dünkü genel seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 46,5'ini alarak iktidarını korudu. Bu sonuçlara göre AKP'nin 340 milletvekilliği kazandığı görülüyor.

  Bu sonuç, AKP'nin 2002 yılındaki son genel seçime göre, ülke genelindeki oy oranında yüzde 12'den fazla bir artış sağladığını gösteriyor.  

  Mecliste CHP 112, MHP 71, bağımsızlar ise 27 milletvekili ile temsil edilecek.

  AKP lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gelinen noktada artık partisinin siyasetin merkezini temsil ettiğini söyledi.

  Erdoğan, "Milletimiz, önemli bir çoğunluğuyla, AK Parti'yi, toplumsal merkezin adresi olarak tescil etmiştir. Demokrasimiz önemli bir sınavını, dünyaya örnek olabilecek bir şekilde, başarıyla vermiş, ulaştığı olgunluk seviyesini tüm dünyaya göstermiştir" dedi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yaz Romanları-Yelda EROĞLU

22/7/2007 · Kategori: Yelda Eroglu

Sıcak ve rutubet hata kaldırmaz. Misal Oliver Stone’un Katil Doğanlar filmini o buz gibi havalarda beklettiniz beklettiniz sonra da en sıcak günlerden birinde dur bir de şunu izleyeyim dediniz; iyi halt ettiniz.

Film her yandan beliren alevler ve şeytani yüzlerle bastıkça basıyor, terlettikçe terletiyor. Üstüne Stone’un izleyiciyi ensesinden tutup burnunu konuya sokma çabası. Yüzüme fön makinesi tutulmuş gibi kalakaldım filmin başında.

Hani Jane Austen darda kalıp benden roman çıkarmaya uğraşsa o roman bir yanlış anlamalar ve anlaşılmalar değil de yanlış zamanlamalar romanı olurdu herhalde. Çocukluğumun en hoş anılarından biri mesela, kırk yılın başı gidilen bir tatile nasıl bir seçimse artık Yaşar Kemal’in Baldaki Tuz adlı makaleler kitabıyla gitmemdir. Sıcak bir yandan makaleler bir yandan diyeyim, yaşım da 13-14. Üçüncü gün pes edip bir tatil yeri kitap sergisinden Reşat Nuri Güntekin alıp zor kurtulmuştum.

Hadi o zaman yaşın küçüktü be kadın, peki geçen yaz yanına James Joyce’un Ulysses’ını almana ne demeli? 12 saat filan süren bir otobüs yolculuğuna Proust’la çıkmalar… Koş sonra en yakındaki tatil yeri büfe gibi kitapçısına.

Hayır! Sıcak ve rutubet hata kaldırmaz; hele hele yanlış kitabı hiç kaldırmaz. Jöle kıvamlı hislerin, uzun cümlelerin, her paragraftan kafasını uzatan bilgece sözlerin mevsimi değildir yaz. Şöyle bol diyaloglu, serin, akıl mantık çerçevesinde romanlar lazımdır şimdi. Nihayet yanında buzlu çay, kiraz erik yığınları, salarken kendini hasır bir koltuğa… Naçizane önerilerim;

Jane Austen diyorum, en başta ve ısrarla. Her türlü hissin ironi buzuyla hafifletildiği, karakter tahliline filan hiç mi hiç yüz verilmediği (ki çalçene konuşmakta zaten herkes kendi karakteri boyunca, ne lüzum var cidden), yüzde yüz kadın romanları. Eliniz değmişken Barbara Pym’ler. Austen’ın zeki ve ironik kızlarının evde kalmış halleri diyelim. Yok bu kadar gündelik hayat, evlendin evlenmedin atmosferi bana basar diyorsanız buyurun Patricia Highsmith. Cool psikopatların gönülçelen iç dünyaları (insan daha ne ister). Gönülçelen demişken Salinger’ın Franny ve Zooey’si. Ki gençliğinizin bir noktasında mutlaka ama mutlaka Salinger’a değecek ya da yapışacak olduktan sonra bu yaz kapatın şu zorunlu hesabı, ne var? Bir başka her gencin başından geçecek roman Trevanian’ın Şibumi’si. Kağıtla adam öldüren, bilmem kaç dil konuşan asil kiralık katil, amanın

Eğlenerek öğrenelim, hayat galerisindeki portreleri bir kerede gezip görelim de diyebilirsiniz; Balzac külliyatına alalım sizi. Goriot Baba ve Eugenia Grandet’le başlayın, benim gibi yekten Vadideki Zambak’a düşüp şaşırmayın. O ne entrikadır o ne best-seller’ın çekiciliği edebiyatın derinliği harmanıdır? Sonra Çehov; trajediyle absürdün o bıçak sırtlarında cambaz gibi gidip gidip gelmeler. Evet evet, mümkünse tüm hikayeleri toplu toplu ciltleri. Katherine Mansfield’ın Çehov’dan el almış minimal hikayeleri sonra. Garden party’lerde dökülen gözyaşları.

Aşkî olsun ama bunaltmasın, en güzeli. Turgenyev’in Bahar Seli, incecik bir ilk aşk hikayesi. Peride Celal’in Evli Bir Kadının Günlüğü’nden, sonra. O akılsız Semra’nın elleriyle bitirdiği bir aşkın gün gün özeti. Çekinmeyin, Kerime Nadir’in Ruh Gurbetinde’si. Edebiyata ramak kalmış bir Nadir eseri.

Dostoyevski’nin herhangi bir hatta tüm eserleri de diyeceğim yine yeni yeniden. Çocukken özetlerini okuduğumuz Charles Dickens’ların koca koca halleri. Toplayabildiğiniz kadar Agatha Christie. Gözünüzün gördüğü her Sue Grafton. Bittabi Alice Harikalar Diyarında, mümkünse.

Yeter ki basmasın işte. Yeter ki uzatmasın. Konunun gözüne vursun ilk cümleden. Uzatmasın, top çevirmesin, hadi be adam dedirtmesin. O da olur, ama kışın ama sonbaharda. Serinken. Tahammül eşiklerimiz yüksekken.

Tam ve girift paragraflar yazabiliyorken ayrıca. Giriş gelişme sonuçlu yazılar. Böyle değil, böyle benim tenceremde kaynayanlar bir ondan bir buradan değil. Düşünceler konfetiler gibi uçuşurken kafamın içinde/ kelebek ağları koşturdum peşlerinde.

 y.eroglu@zaman.com.tr

Sayı: 32
Bölüm: Gündem

 

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=5&hn=628

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Tatil Yorar-Yelda EROĞLU

22/7/2007 · Kategori: Yelda Eroglu

Özellikle son bir aydır bir tatil sohbetidir gidiyor çevremde. En çulsuz arkadaşlarım bile ucuza pansiyon düşürüp kuma denize vurma derdinde, kendini.

Uzun çay saatlerinde, kağıt oynarken, sahafta kitap bakınırken felan tatil de tatil konuşuyoruz. Olimpos’un tanıdık fokurduyor oluşundan Güzelçamlı’nın ağır tenhalığına. Demiri bir oraya bir buraya atıyoruz işte; çeneye vergi yok.

Kimi şuursuz arkadaşlarımdan farklı olarak ben kaderime çabuk aydım, boyun eğdim, rahat ettim (onlar n’ayır n’olamaz diye tepinedursun daha). Nedir; saksı bitkisi gibi oturacağım oturduğum yerde koca bir yaz. Baharla şahlanan orası mı burası mı umutlarım kahve telvesi gibi çöktü içime. Böyle aydınlık, ferah, iyimser ve iyiliksever bir ruh haliyle döktürüyorum işte bu yazıyı. Anafikir; tatil bizim nemiz olur?

Şimdi ne ben ne de tatil tatil diye beraberce çene yorduğum arkadaşlarımın çokçokçok büyük çoğunluğu, çocukluğumuzu öyle tatil köylerinde filan geçirmiş değiliz. Yani tatil köyünde kaybolup da animatörlerce bulunup büyütülmüş değiliz hiçbirimiz. Bizim ailede okullar kapandı mı yallah ananemin evi, teyzelerimin evi sırasıyla (çok teyzeli şanslı bir insanım ben), arada babaannem filan... Oteldi, pansiyondu filmlerde görür de pek bir hayret ederdim; sen kalk bilmediğin yerlere, tanımadığın insanların arasına, para ödeyip kaldığın odalara git durduk yere?!. Bir ben mi böyleydim? Hayır. Okulun ilk günü kompozisyonlarında mesela hiçbir sınıf arkadaşımın “Bu yaz ailecek kalkıp bilmem ne oteline gittik, su kayağı yaptık” filan diye yazdığını hatırlamam. Herkes üç aşağı beş yukarı aynı çizgide, akraba taallukat evlerinde geçirirdi o kocaman yazları.

Tatil modernizmin daha doğrusu kapitalizmin getirdiği, gerektirdiği bir kavram. Ondan önceki zamanlarda çalışmak, sadece yorulmak anlamına gelmiyordu muhtemelen. Marangoz bir tahta parçasını alıp oymalı bir sandığa dönüştürüyor ve eserini izlerken ruhsal bir tatmin duyuyordu. Günde sekiz saat manasız hep aynı nesneye hep aynı vidayı hep aynı biçimde takıp takıp da, “Ne üretiyordum yav ben” demiyordu; emeğiyle arasında böyle yorucu, paralayıcı bir mesafe olmuyordu. Çiftçi ekinini biçtikten sonra toprağa oturup gökyüzünü izliyordu belki bir yarım saat, yeni doğan bir buzağıyı seviyordu. Uğruna çalıştığı şeye bunca yakın olmak, ona dokunmak, bitmiş tamam halini işte benim eserim diye seyretmek. Çalışmak eski insanlar için sadece zorunlu ve yorucu bir çaba değil, bir övünç vesilesi oluyordu.

Ki ne için çalıştığını bilmeden, bütünü göremeden asla, biteviye çalışıp durmak, biteviye çalışıp duranlarla yan yana olmak. Gün boyunca derimizde çıkan sinir dikenleriyle birbirimizi tırmalayıp duruyoruz bütün bir yıl boyu. Yaz oldu mu da tanımadık, tanınmadık yerlerde olmak istiyoruz ki bir umut, biz dikenlerimizi yaz münasebetiyle çekmişken içeri, belki içeri çekmiş başkalarını görmek...

İşte tatil teknik bir tabirle, bütün yıl çalışabilmemiz için bedenimizin ve asıl ruhumuzun ihtiyaç duyduğu bir yenilenme süreci. Yılın çalışma zamanları ne kadar bastırıyorsa, ne kadar sivriliyorsa sırtımızdaki dikenler, o kadar çok uzaklaşmak o kadar başka insanlanmak istiyoruz. Ki ailelerimiz akrabalar arasına gitmekle yetinirken bizler, kişiliksiz haritalardan yer seçiyoruz.

Ama öyle kısa ki tatil zamanı ve öyle uzun çalışma ayları, öyle çok biriktirmişiz, öyle panik halindeyiz “Ya gelecek yaza kadar ne yapacağım” diye... Tatil de başlı başına plan proje gerektiren bir iş oluveriyor işte. Ne kadar çaba harcarsak o kadar tatil konsantresi depolayacakmışız gibi içimize; tel gibi geriliyoruz aslında tatilin önce fikriyle sonra da kendisiyle. Nihayet yaşamayı asude ve havai kılan, ne zaman biteceğinin belli olmayışı. Sonu belirli zamanlar hesaba sevk eder insanı, gerer... Günün başından sonuna pekmez gibi tembel akacağına, şimdi şunu yapalım sonra bunu dik dik merdivenlerinde bulursun kendini kan ter içinde...

Demem o ki tatil tatil diye gözünüzde büyütmeyin. Projeci olmayın; salın gitsin... Bol bol uyuyun, bol bol rüya görün, saatlerce etkisinden kurtulamayın rüyalarınızın... Manasız yürüyüşler yapın, manasız sohbetler, manasız türlü işler... En iyi tatil aa bitiverdi dediğiniz tatildir. Pişman olmayın.

y.eroglu@zaman.com.tr

Sayı: 33
Bölüm: Yazarlar

 

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=14&hn=643

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Başka Biçimde Üniversite-Yelda EROĞLU

22/7/2007 · Kategori: Yelda Eroglu

Bu mevsim siz gençler için ıstıraplardan ıstırap beğen, seç seç al bir mevsim, farkındayım. Sınavdı stresti, bittiydi bir oh demeden buyurun tercih parkurlarına.

Bilincimizin neyse ki şöyle bir dilimleme mekanizması var; hele şu sınava gireyim ötesi kolay, hele şu tercihi yapayım sonrası mis, okula kaydımı yaptırdım mı bitti, okul bitsin bey de benim paşa da gibi gibi... E hayat denen pasta öyle lop yutulmuyor maalesef; gelelim ikinci dilime.

Benim üniversite sınavına girdiğim yıllarda tercih listesi sınav kağıdıyla birlikte teslim ediliyordu. Bir yandan sınavın, diğer yandan tercihlerin stresiyle çifter çifter kavruluyorduk son gece. Bittabi hepimiz çok çok çok önemli ve stil sahibi meslek dairelerine girip elde afili dosyalar zırt o toplantıya pırt bu sunuma (elde kahve) katılan, türlü şirketin aman bize gel yaman bize katıl diye teklif üstüne ısrar peşimizde koştuğu working girl’ler olacağımızı, ha daha bohemsek yedi ülke dört bucak kayıp medeniyetlerin maşrapalarını kazacağımızı filan umuyorduk. Tercihlerimiz de o yolluydu. Son gece kâbuslarımızda yanlış karalanmış bir habis daire, bizi et endüstrisi bölümlerine yolluyor ve ilelebet orada et doğrayacağımız kan teriyle zıp zıp zıplıyorduk yatakta. Ne hazindir ki bizim o yüksek puanlı bölümlerimizden mezun olanlar iş aş diye kıvranırken yanlışlık ya da umutsuzlukla et endüstrisi bölümüne girenler işe iş, teklife teklif demediler. Yan fikir: Bölüm puanının yüksekliğiyle iş olanaklarının genişliği aynı şey değildir.

Biz yandık siz yanmayın; tadına doyulmayan meslek yoktur. Bir uğraş iş kılığını aldığı andan itibaren sevimsizdir. Öğrenci yurtlarında herkes birbirinin okuduğu bölüme haset eder; hukukta okuyanlar Türk dili ve edebiyatında okuyanları, iklimlendirme ve soğutmada okuyanlar tıpçıları, tıpçılar ne bileyim sosyolojidekileri ulan ne şanslı insan diye süzerler. Herkes girdiği bölümden ağzının payını almıştır tez zamanda (fonda “Hangi kapıyı çalsam/ karşımda buruk acı” çalmaktadır). Ben mesela yüksek puandan düşük puana dizerken boncukları tercih kolyesine, efendim yukarıya hukuk aşağıya siyaset bilimi daha daha aşağıya bir iki psikoloji sosyoloji filan sıkıştırmıştım. Hukuka girdim, başarılı oldum da ne oldu sormak isterim; ömrüm psikolojide okuyanlara haset etmekle geçiyor, derken, psikoloji mezunu bir hanım “Ama ben hep hukukta okumak istemişimdir” demesin mi? Şok ve dehşet değerli okurlarım.

Yine öğrenci yurtlarında şöyle tuhaf çaprazlamalar olur mesleğe ilgi bakımından; hukukta okuyan ben Freud’un toplu eserlerini leblebi çekirdek gibi yutarken yan odadaki tıpçı İngiliz edebiyatının gizemlerine dalmış çıkamamaktadır ki alt kattaki İngiliz dili ve edebiyatı öğrencisi hanım kızımız o sırada neden moda tasarım okumadığına tekrar tekrar yanmaktadır.

İşin aslı esası, üniversite size artık mecburen olacağınız şeyi öğretmenin ötesinde, aslında olabileceklerinizin, meğerse olmak istediklerinizin farkına varmanızı sağlar. Nihayet bir bölüme kapılandınız diye, Alice’in sonsuz çay masası gibi aynı sevmediğiniz çayı içmek zorunda değilsiniz habire. Başka uzmanlık alanları, başka yapılacak işler başka yetenekler keşfetme ve geliştirme yeridir üniversite, öyle olmalıdır öyle kullanılmalıdır. Üniversite ve şanslıysanız üniversitenin çimenli kuytulu bahçesi size, sınav stresi bulutlarından arınmış bir ruhi gökyüzü altında düşünme fırsatı verir. Düşünmekten sıkıldığınızda türlü tuhaf kulübe katılma imkanı, mesela. Bir insan evladının sinoloji kulübü diye bir şeyi görebileceği ve merak sarabileceği bir yer varsa orası üniversitedir. İki dersi bütünlemeye bırakma pahasına absürd tiyatro festivalini izlemeye gidebileceği. Tolkien romanlarını okuma ve anlamlandırma bazlı bir garip atelyeler izleyebileceği...

Bir üniversite ne kadar tuhaflığa ne kadar ilk elden işe yaramazlığa gebeyse o kadar iyi bir üniversitedir. Sınavda size net olarak dönmesi için çalıştığınız tarih tarih değildir, edebiyat edebiyat. Bir tuhaflık, bir eğlence bir hiçbir işe yaramazlık olarak asıldığınızda onlara, başka bir şey görür ve tutulursunuz lise yıllarında kıl kaptığınız konuya. Uğraştınız didindiniz bu uğurda sinir stres ülser sahibi de oldunuz; ama umarım kazandınız bitti sınav meselesi. Şimdi yayın biraz, bakalım nerelere kadar uzayabiliyorsunuz.

y.eroglu@zaman.com.tr

Sayı: 34
Bölüm: Yazarlar

 

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=14&hn=664

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Gençlik, Kaliforniya Sendromu'na tutuldu

8/7/2007 · Kategori: genclik

 

 Sınırsız tüketim ve eğlence toplumlarının geldiği son nokta zevk düşkünlüğü, benmerkezcilik (egoizm), yalnızlık ve mutsuzluk. ABD'de toplumu en çok etkileyen psikolojik rahatsızlıkların başında bu duygusal bozukluklar geliyor. Amerikalı psikiyatri uzmanları, hızla artan bu rahatsızlığı, tüketim ve eğlence kültürünün uç sınırlarda yaşandığı yer olan Kaliforniya'dan çıktığı için 'Kaliforniya Sendromu' olarak adlandırıyor.

 Ünlü psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise ABD'yi kasıp kavuran bu rahatsızlığın Türkiye'de de görülmeye başlandığı uyarısında bulunuyor. Tarhan'a göre Kaliforniya Sendromu başta Etiler ve Bağdat Caddesi gibi İstanbul'un lüks semtlerinde oturan geçleri etkisi altına almış durumda. Tarhan, sınırsız tüketime alıştırılan ve sorumluluk duygusundan mahrum yetiştirilen gençlerin sonunda cinsellik ve uyuşturucu batağına saplandığını ifade ediyor.

Nevzat Tarhan'a göre Kaliforniya Sendromu'nun üç ana belirtisi şöyle: Zevke düşkünlük, benmerkezcilik ve yalnızlık. Bu belirtileri mutsuzluk izliyor. Tarhan, eğlence, zevk ve para düşkünlüğünün kişiyi içinden çıkılamaz bir kısırdöngüye düşürdüğünü söylüyor. Yaptığı işler nedeniyle mutsuzlaşan kişinin bu duygudan kurtulmak için daha fazla eğlenceye yöneldiğini vurgulayarak, "Daha çok eğlence ve zevk düşkünlüğüyle üretmediği halde tüketen, yardım etmeyen, sadece kendine harcayan, parasal hedefleri kutsallaştıran, toplumsal yapıyı önemsemeyen bir anlayış yaygınlaşıyor. Bu hastalık sosyal bir kanser gibi hızla yayılıyor." uyarısında bulunuyor.

 Bu sendromu yaşayan kişilerde narsisizm (kendine hayran olma) eğiliminin de ortaya çıktığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, "Aşırı bencilleşen bu kişiler 'başkası açlıktan ölse bile 'bana ne' diyecek seviyeye geliyor. Değer yargıları ise 'bana zevk veren her şey iyi, zevk vermeyen her şey ise kötüdür' şeklinde değişiyor." değerlendirmesini yapıyor. Tarhan, Kaliforniya Sendromu'nun dünyanın belli başlı büyükşehirlerinde yaygın olarak görüldüğünü kaydediyor. Bu sorunun Türkiye'de de başta Etiler ve Bağdat Caddesi gibi İstanbul'un lüks semtlerinde giderek etkili olmaya başladığını aktarıyor. Psikiyatr Tarhan, Türkiye'de 1990 sonrası kuşakların yoğun şekilde para, cinsellik ve uyuşturucuyla tanıştığını dile getirerek, "Bu kuşağın gençleri, yeterli zihnî ve ruhsal gelişimi tamamlamadan ergenliği erken bitirdiler; ama olgunlaşamadılar." şeklinde konuşuyor.

 Sendrom, CEO'ların da korkulu rüyası

 Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kaliforniya Sendromu'nun büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri ve CEO'larında da yaygın şekilde görüldüğünü anlatıyor. Üstlendikleri görev nedeniyle bu kişilerde egoist davranışların arttığını söyleyen Tarhan, "Araştırmalara göre üst düzey yöneticiler ve CEO'ların yüzde 25'i emekli olunca kalp rahatsızlıklarına yakalanıyor. Gücü ve statüsü ellerinden alınan eski yöneticiler önce depresyona giriyor, ardından da bağışıklık sistemleri zarar gördüğü için çeşitli fiziksel rahatsızlıklara yakalanıyorlar." diyor.

  Zaman Gazetesi-25 Haziran 2007-Pazartesi-Necip ÇAKIR

  http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=555665#

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

TAVSİYE KİTAP LİSTESİ

30/6/2007 · Kategori: kitap

 Selam millet

 Şu anda yaz tatilindeyiz. Çoğumuz tatil kelimesini duyduğumuz anda rahatlığa kapılıyoruz. Gece geç yatmalar, (dolayısıyla) öğlene kadar uyumalar, bol bol tv karşısında vakit geçirmeler, nette sörf derken aklımızın ucundan kıyısından da olsa geçen bir eylem kitap okumak. Tabi ki gezip, eğleneceğiz; bütün bir senenin yorgunluğunu atacağız; derslerin, sınavların acısnı çıkaracağız ama kitapsız bir tatil (bence!) hiç bir işe yaramaz. Zaman Gazetesi'nin Gençlik ekinde Burhan Eren ağabeyimiz bir yazı yazmış. Yazıda yazın okuyabileceğimiz kitap isimleri var. Zaman Gazetesi'ne bu tavsiyelerden dolayı teşekkür ediyoruz. Buyrun kitap listesi:

 

[TARİH]

Tarihi bilmeden olmaz

Popüler tarih, büyük ilgi gören, konu ve kitap sayısı giderek artan bir tür… Bu türün çok okunan isimlerinden Mustafa Armağan’dan bu türde on kitaplık bir liste aldık. ‘Küller Altında Yakın Tarih’ ve ‘Abdülhamit’in Kurtlarla Dansı’ adlı kitaplarını okumanızı önerdiğimiz Armağan’ın listesi şu kitaplardan oluşuyor:

Tarihin Büyük Yalanları, R. Shenkman (Aykırı Yay.)

Tarihin Sınırlarına Yolculuk, İlber Ortaylı (Timaş Yay.)

Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, C. Finkel (Timaş Yay.)

Gayr-i Resmi Tarihimiz, Ziya Nur Aksun (Marifet Yay.)

Bir Osmanlı Kimliği: Rumilik, S. Özbaran (Kitap Yay.)

Osmanlı’ya Veda - Justin McCarthy (Etkileşim Yay.)

Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Erik Jan Zürcher (İletişim Yay.)

Çanakkale Mahşeri - Mehmed Niyazi (Ötüken Yay.)

Musul Sorunu - İhsan Şerif Kaymaz (Otopsi Yay.)

Latife Hanım - İpek Çalışlar (Doğan Yay.)

 

[ŞİİR]

Şiirin sizle arası iyi mi?

Şiir ile aranız iyi midir? Cevabınız evet ise, yazın bereketli iklimini, şiirin müzikal yapısı, sezgisel dili ve rafine söyleşi ile daha da verimli kılabilirsiniz. On kitaplık şiir listesini, ‘‘Horozlu Ayna ve Ölüm’ ve ‘Hilkatin İlk Günleri’ adlı şiir kitapları ile bilinen Cevdet Karal’dan aldık. İşte Karal’ın on kitaplık şiir listesi:

Safahat, Mehmed Âkif Ersoy (İnkılap Kitabevi)

Kendi Gök Kubbemiz, Yahya Kemal (Yapı Kredi Yay.)

Bütün Şiirleri, Ahmet Haşim (Dergâh Yay.)

Çile, Necip Fazıl (Büyük Doğu Yay.)

Bütün Şiirleri, Ahmet Muhip Dranas (Yapı Kredi Yay.)

Om Mani Padme Hum, A. Halet Çelebi (Yapı Kredi Yay.)

Gün Doğmadan, Sezai Karakoç (Diriliş Yay.)

Büyük Saat, Turgut Uyar (Yapı Kredi Yay.)

Sevda Sözleri, Cemal Süreya (Yapı Kredi Yay.)

Bütün Şiirleri, Cahit Zarifoğlu (Beyan Yay.)

 

[ÖYKÜ]

Kelimelerin rüzgârıyla serinle!

Hayatın, eşyanın, dilin ve günlük akışın içindeki detaylar sizi heyecanlandırıyor mu? Öyleyse size öyküyü tavsiye ediyoruz. Özellikle ‘İma Kılavuzu’ kitabındaki kısa, ‘yükte hafif, pahada ağır’ öykülerini okumanızı önerdiğimiz Murat Yalçın’ın, tavsiye ettiği öykü kitapları şunlar:

Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik (Yapı Kredi Yay.)

Mendil Altında, Memduh Ş. Esendal (Yapı Kredi Yay.)

Kağnı / Ses / Esirler, Sabahattin Ali (Yapı Kredi Yay.))

Dost / Yaşamasız Vüs’at O. Bener (Yapı Kredi Yay.)

Göçmüş Kediler Bahçesi, Bilge Karasu (Metis Yay.)

İshak (Onat Kutlar) (Yapı Kredi Yay.)

Komşular, Tahsin Yücel (Can Yay.)

Parasız Yatılı, Füruzan (Yapı Kredi Yay.)

Denize Açılan Kapı, Rasim Özdenören, (İz Yay.)

Geyikler, Annem ve Almanya, Nursel Duruel (Can Yay.)

 

[GÜNCEL]

Gündemde ne var?

‘Hayır ben edebiyatın geniş zamanlı dünyasını değil, bugünü, bugünün Türkiye’sinde olup biteni merak ediyorum’ mu diyorsunuz? O zaman size önerimiz güncel kitaplar. Güncel kitapları içeren listeyi ise, ‘Niso’, ‘Apolet Kılıç ve İktidar’, ‘Savaşçının Dönüşü’ adlı kitapları ile çok okunan Faruk Mercan’dan istedik. İşte Faruk Mercan’ın güncel kitaplar listesi:

Çuvallayan İttifak, Turan Yavuz (Destek Yay.)

Saldırı Planı, Bob Woodword (Arkadaş Yay.)

Evladı Fatihan, Türki Dünyanın Yükselişi, Hugh Pope (Vatan Yay.)

Çıktık Açık Alınla, Cengiz Çandar, (Timaş Yay.)

Türkiye’de Darbeler Kavgalar Dönemi, Mehmet Barlas (Birey Yay.)

Sert Adımlarla Her Yer İnlesin, Nazlı Ilıcak (Timaş Yay.)

Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım, H. Cemal (Doğan Kitap)

Lexus ve Zeytin Ağacı, Küreselleşmenin Geleceği, Thomas Friedman (Boyner Yay.)

Hayalet Savaşları, Steve Coll (Truva Yay.)

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok, Osman Pamukoğlu (İnkılap Kitabevi)

 

[TASAVVUF]

On iki asırlık geleneği keşfedin

Tasavvuf klasikleri ile tanışmak ve tasavvuf konulu eserleri okumak istiyor, yaz tatilini, bu ‘sahilsiz umman’a açılmada bir ilk yolculuk olarak mı görüyorsunuz? İbn’ül Arabi’nin Füsus El Hikem ve Fütühat-ı Mekkiye gibi eserleri başta olmak üzere pek çok önemli kitabı Türkçeye çeviren Ekrem Demirli, bu türde on kitap tavsiye etti. Demirli’nin tavsiye ettiği kitaplar sizin için kılavuz olacak:

Mevlânâ Celaleddin Rumi, Mesnevi (M.E.B. Yay)

El-Munkiz Mina’d-dalal, İmam Gazali (M. E.B. Yay)

Tasavvufun Boyutları, Annemarie Schimmel (Kabalcı Yay.)

Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri, Annemarie Schimel (Kabalcı Yay.)

İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, Afifi (İz Yay.)

Ana Hatlarıyla Tasavvuf, H. Kamil Yılmaz (Ensar Yay.)

Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Ethem Cebecioğlu (Anka Yay.)

İbn Arabi: Kibrit-i Ahmer’in Peşinde, Claude Addas (Gelenek Yay.)

Abdülkerim el-Cili, Abdullah Kartal (İnsan Yay.)

Fütuhat-ı Mekkiyye 1-2-3, İbnü’l-Arabi (Litera Yay)

 

[POPÜLER BİLİM]

Bilim adamı değilsiniz ama…

Okuma ilgileriniz daha çok fizikten matematiğe, uzay bilimlerinden biyolojiye uzanan geniş yelpazede seyrediyorsa ve bilimsel kitaplar daha çok ilgi alanınızda ise size tavsiyemiz, TUBİTAK’ın kitapları… Zengin bir konu ve yayın çeşitliliğine sahip olan TUBİTAK’ın ‘Popüler Bilim Kitapları’ bölümünün müdürü Necmi Demir’den bir kitap listesi istedik. Yayınladıkları bir eseri, diğerine tercih edemeyeceklerini söyleyen Nemci Demir, Bursa ve İzmir kitap fuarlarında en çok ilgi gören ve satışı yapılan popüler bilim kitaplarını şöyle sıraladı:

Tüfek, Mikrop ve Çelik - Jared Diamond

Atatürk Bilim ve Üniversite - Metin Özata

Kör Saatçi - Richard Dawkins

Bilim Tarihi - Colin A. Ronan

Başvuru Kitaplığından İnsan Vücudu

Alıç Ağacı İle Sohbetler - Hikmet Birand

Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün - Dr. Frank Vertosick Jr.

Milyarlarca Milyarlarca - Carl Sagan

Meraklı Zihinler - Editör John Brockman

Yaşam Öyküsü Kitaplığından-Freud

 

[ROMAN]

İlle de roman olsun!

Bilimkurgusundan fantastik olanına, klasikten anlatıya kadar bütün zamanlarımızda ve bütün yaşlarımızda bize eşlik eden türdür roman. Ve söylemesi bizden, tatillerde, tatile gidiş ve tatilden dönüş yolculuklarında size iyi gelecek ideal bir türdür. Kaleme aldığı ‘Kayıp Gül’ adlı ilk romanı 16 dile çevrilen Serdar Özkan’a sorduk okunması tavsiye edilen 10 romanı. O da bize şöyle bir liste çıkardı.

Küçük Prens, Exupery (Mavi Bulut Yay.)

Değişim, Dönüşüm, Franz Kafka (Cem Yay. İthaki Yay.)

Martı, Richard Bach (Arkadaş Yay.)

Cennette Karşılaştığınız Beş Kişi, Mitch Albom (Altın Kitaplar)

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho (Can Yay.)

Aşk Yolunda, Henri Gougaud (Can Yay.)

Gece Uçuşu, St. Exupery (Can Yay.)

Siddharta, Herman Hesse (Can Yay.)

Yabancı, Albert Camus (Can Yay.)

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, S. Tamaro (Can Yay.)

 

[POPÜLER PSİKOLOJİ]

İnsanı merak ediyorsanız…

Ruhsal konuları, insan davranışlarını merak ediyor, uzmanı olmasanız da psikolojik konular ilgi alanınıza giriyorsa, popüler psikoloji türündeki kitaplar tam size göre. Hekimlik hizmetinin yanı sıra, popüler psikoloji ve psikiyatri alanında TV ve radyo programları, yazıları ve kitapları ile de tanınan Doç. Dr. Kemal Sayar, bu türdeki okuma listemizi sizin için hazırladı. ‘Hüzün Hastalığı’, ‘Kendine İyi Bak’, ‘Ruh Hali’ gibi eserlerinin yanı sıra son yayınlanan ‘Yavaşla! Bu Dünyadan Bir Defa Geçeceksin’ adlı kitabını okumanızı tavsiye ettiğimiz Kemal Sayar, şu on kitabı seçti sizin için:

Duyulmayan Anlam Çığlığı, Viktor Frankl (Öteki Yay.)

Az Seçilen Yol, Scott Peck (Akaşa Yay.)

Dokuz Yüz Katlı İnsan, Mustafa Merter (Kaknüs Yay.)

Aşkın Celladı, Irvin Yalom (Remzi Kitabevi)

Yeni İnsan ve İnsanlar, Çiğdem Kağıtçıbaşı (Evrim Yay.)

İyi Hissetmek, David Burns (Psikonet Yay.)

Yeni Bir Psikoloji, Robert Ornstein (İnsan Yay.)

Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi, Nossrat Pessechkian (Beyaz Yay)

Kendini Arayan İnsan, Rollo May (Kuraldışı Yay.)

Hayat, Engin Geçtan (Metis Yay.)

 

[ÇEVRE]

Yağmayan yağmurlar sizi korkutuyor mu?

Dünyanın giderek ısınması, yağmayan yağmurlar, baş gösteren kuraklık, hızla yok olan ekolojik denge canınızı sıkıyor, sizi endişeye düşürüyor mu? Peki bütün bunlar nasıl oldu, bunu biliyor musunuz? Öyleyse okumanın tam zamanı… Bu konularla ilgili olarak yıllardır yaptığı yayınlarla kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan (ve söylediklerinde maalesef haklı çıkan!) Ömer Madra’dan aldık çevre konusunda bizi bilinçlendirecek kitapların listesini. Ömer Madra, yaptığımız görüşmede, Açık Radyo’nun kitap yayıncılığındaki ilk ürünü olan ‘Acaip Havalar’ın okunmasını ısrarla tavsiye etti ve listeyi şöyle sıraladı:

Acayip Havalar (İklim Değişikliği Hakkında Bilmek İstemediğiniz Ama Muhtemelen Öğrenmek Zorunda Olduğunuz Her Şey), Kate Evans (Açık Radyo Kitapları)

Küresel İklim Değişikliği ve Türkiye, Mikdat Kadıoğlu, (Güncel Yay.)

İklimin Efendileri, İklim değişikliğinin Tarihçesi ve Yakın Geleceğimize Etkileri, Tim Flannery, (Klan Yay.)

Çöküş, Medeniyetler Nasıl Ayakta Kalır ya da Yıkılır, Jared Diamond (Timaş Yay.)

Kuraklık Kıranı, Ed: Mikdat Kadıoğlu, (Güncel Yay.)

Küresel İklim Değişikliği, Dinyar Godrej, (Metis Yay.)

Ölümcül Sıcak: Küresel Adalet, Küresel Isınma, Tom Athanasiou, Paul Baer

Su Savaşları: Özelleştirmeli Kirlenme ve Kar, Vandana Shiva, (Bgst Yay.)

Çalınmış Hasat, Küresel Isınma Sorunu, Vandana Shiva (Bgst Yay.)

Dünya Benimdir! Avrupa Ekolojik Emperyalizmi 900-1900, Alfred W. Crosby (Kitap Yay.)

 

[GEZİ]

Kitaplarda seyahat edin!

Tatilde şu ya da bu nedenle gezemiyorsanız üzülmeyin, kitaplar var. Üstelik, bir şehri ya da bir ülkeyi anlatan iyi bir gezi kitabını okumak, o yeri gezmekten daha verimli olabilir. Pek çok ülkeyi pek çok şehri gezmiş olan Haluk Dursun, şöyle diyor çünkü: “Geziyi sadece gezi kitaplarından değil, hatıra, roman, şiir gibi kitaplardan da okumak gerektiğine inanıyorum. Hatta bundan daha çok hoşlanıyorum, listemi de bu doğrultuda hazırladım.” ‘İstanbul’da Yaşama Sanatı’ ‘Nil’den Tuna’ya Osmanlı Yazıları’, ‘Tuna Güzellemesi’ ve ‘Osmanlı Coğrafyası’na Yolculuk’un yazarı Haluk Dursun’un on bir kitaplık’ gezi önerisi şöyle:

Evliya Çelebi Seyahatnamesi (Yapı Kredi Yay.)

İbn-i Batuta Seyahatnamesi (Kül. ve Turim Bak. Yay.)

Boğaziçi’nde Tarih, Samiha Ayverdi (Kubbealtı Neşriyat)

İstanbul, Edmondo De Amicis (Kül. ve Turz. Bak. Yay.)

Bir Başka İstanbul, Orhan Okay (Kubbealtı Neşriyatı)

A. Yüksel Özemre’nin Üsküdar’la ilgili bütün kitapları

İstanbul Yazıları, S. Muhtar Ulus (İst. B.şehir Bel. Yay.)

Travnik Günlüğü, Ivo Andriç (İletişim Yay.)

Şu Bizim Rumeli, Yılmaz Çetiner, (Milliyet Yay.)

Makedonya Eşkiyalık Tarihi, Tahsin Uzer (Türk Tarih Kurumu Yay.)

 

[DİNÎ KİTAPLAR]

Manevi heyecanınızı diri tutar

Dinî konularda bilgilenmede ve bilinç kazanmada, manevi heyecanımızı diri tutmada katkısı büyüktür dinî kitapların. Bu türdeki tavsiye kitaplar listesini de Süleyman Sargın hazırladı:

Sonsuz Nur, Fethullah Gülen (Nil Yay.)

Milli Mücadelede Kınalı Eller, O. Alagöz (Kaynak Yay.)

Önden Giden Atlılar, Harun Tokak (Ufuk Kitapları)

Akasya Hikayeleri, Ali Tokul (Ufuk Kitapları)

Mesel Denizi, Mehmet Akar (Nil Yay.)

7’den 77’ye Öyküler, Turgay Yalanız (Hayat Yay.)

Saadet Asrında Rasulullah Sevgisi, Yusuf Karagöl (Muştu Yay.)

Efendimiz 1-2, Reşit Haylamaz (Işık Yay.)

Davet Öyküleriyle Peygamberlerimiz, Münire Daniş (Timaş Yay.)

Kıssa (Dini Hikayeler), Ö. Sevinçgül (Timaş Yay.)

Sayı: 30
Bölüm: Gündem

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MSN şifresi çalınanlara güzel haber

28/6/2007 · Kategori: internet

 

Anka haber ajansının geçtiği habere göre savcılığa MSN şifrem çalındı diye başvuranlara kısa sürede kimin çaldığı ve kimin kullandığını tespit etme haberi verildi.Tabiki savcılığa başvurmadan Microsoft'un Türkiye temsilciliğini arayıp hesabınızı geri almanızda mümkün, bunun için size yöneltilecek bir kaç sorudan (hesabın size ait olduğunun anlaşılması için gereken doğru cevaplamanız gereken bir kaç soru) bir kaçını doğru cevaplamanız halinde Microsoft'un Türkiye size hesabınızı verecektir.

Kişisel haberleşme ve sohbet programı MSN şifresi çalınanlara iyi haber. Ankara Adliyesi, MSN şifresinin çalındığı iddiasıyla kendilerine yapılan başvurularda olumlu sonuçlar aldıklarını belirtti.Teknolojinin yaygınlaşmasıyla internet üzerinden yapılan haberleşmelerde büyük oranda bir artış meydana geldi. İnternet üzerinden yapılan haberleşmelerin büyük bir bölümünü de kullanıcıların karşılıklı kullandığı MSN programı oluşturuyor. Ankara Adliyesi Cumhuriyet savcıları, son dönemlerde kendilerine 'MSN şifremi çaldılar' şeklinde başvuruların yapıldığına dikkat çekerek, "MSN şifresini kimin çaldığını ve kullandığını kısa sürede tespit edebiliyoruz" haberini verdi.MSN şifre hırsızları hakkında bilişim suçlusu işlemleri yaptıklarını belirten yetkililer, MSN şifresini çalanları nasıl yakaladıklarını da şöyle anlattı:"Microsoft Corporation'un Türkiye Temsilciliği İstanbul’du. Bu şirkete yazı yazarak, şifresi çalınan kişinin adresini kullanan kişilerin IP numaralarının tarih, ve saat detayları ile birlikte savcılığımıza gönderilmesini rica ediyoruz. Yaptığımız başvuru üzerine şirket, IP noların, tarih ve saatlerin olduğu dökümü bize gönderiyor. Daha sonra IP noları, karşısındaki tarih ve saatleri İl Telekom Müdürlüklerine göndererek kullanıcıları tespit ediyoruz"

               http://wolkanca.spaces.live.com/

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Mu Kıtası-Ayşenur Toker

27/6/2007 · Kategori: genel kultur

     Merhaba arkadaşlar;

     Bu yazı Ayşenur Toker adlı arkadaşımızın bi yazısı. Bizi bilgilendirdiği için kendisine teşekkür ediyoruz. Sağol kanka ;)

     "Bir gün yine internette bir şeyler araştırırken eskiden Mu diye bir kıtanın var olduğunu okudum. Merak ya hemen araştırmaya koyuldum.

     Peki bu Mu Kıtası tam olarak nerede bulunuyordu? Mu Kıtası bugünkü Pasifik Okyanusu'nun oldukça büyük bir kısmını kaplıyordu. Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adaların ile diğer Polonezya adaları bu batık kıtanın arta kalmış parçalarıdır ve bu adaları kültürleri çok benzermiş.

     Hani hep duyarız Kayıp şehir Atlantis diye. İşte bu Atlantis Mu kıtasının kolonileştirdiği daha sonra imparatorluk haline gelmiş olan iki devletten birisidir. Diğer devlet ise Uygurlularmış. Bazı uygarlıkların da kökeninde Mu kıtasının yattığı söylenir. İşte bu uygarlıklar; Antik Mısır, Çin, Hint, Maya. Belki de bu Mu kıtası kökeninden dolayı Mayaların kültürü ile Türk kültürü benziyor."

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Bir Yazı Gecesi Rüyası-Yelda EROĞLU

26/6/2007 · Kategori: Yelda Eroglu

Geçtiğimiz hafta ekin yazarlarından Esat Gürbüz, her yazarın yazı hayatında en az bir kez yazacağı bir “nasıl yazamıyorum” yazısı tellendirmiş ki benim neyim eksik.

Hele de geçen hafta yazı teslim tarihinin son gününün iki gün sonrası editörlerime telefon edip de n’apıciiim bilemiyorum yazamıyorum oğlu yazamıyorum yapmış; ağlaya sızlana fazladan birkaç saat koparmaya doyamamışken…

Gürbüz, “Saat gece yarısından sonra 02.00’ye yaklaşıyor. Kaç dakikadır bilgisayarımın ekranına bakıyor, sıkıntılı dakikalar geçiriyorum. Kendimi ödevini yapmayıp son ana bırakmış, hocasına ne diyeceğini düşünen tembel bir öğrenci gibi görmekteyim.” paragrafıyla koyulmuş yola. Ben ifşaatın mesafeli karasularında durucu değilim; adım adım anlatmak istiyorum nasıl da yazamadığımı. Bir yazı öncesi akşamı tasvirimdir:

Saat 19.00. Yazar henüz duruma ayamamış, kendini kuşlar gibi şen ve gamsız hissetmekte. Nasılsa sabaha daha çok var. Yazar sınanmamış bir kendine güvenle kurumlanmakta: Aman, sabaha kadar değil bir yazı, kısa roman yazarım ben.

Saat 20.00’ye ilerliyor. Yazarın bilinçaltındaki sorumluluk kuşu onu bir an önce bilgisayarın başına oturtmaya ikna edemese de herhangi başka bir şeye konsantre olmasını engelliyor. Heba olmuş koca bir saat. Yazar ‘acaba bir Woody Allen filmi izlesem de keyfim yerine mi gelse!’ hesapları yapıyor. Yok yok diyor sonra, şimdi iki saatimi ona bağlamayayım. Oturup solitaire oynamaya başlıyor. Üçlüler, dörtlüler büyük bir intizamla alt alta dizilirken, yazar umuyor ki kafasındaki fikirler de hizaya girsin. Nihayet yazarın zihninin bir köşesi “Cık, iyi etmedim o çantanın yeşilini almakla”ya kayarken diğer bir köşe “Alt komşu beni pısırık buldu, bindikçe biniyor tepeme” köşesine çekiştiriyor.

Saat 21.00. Yazar düşüncelerini bir düzene sokmak şöyle dursun düşünceler onu bir oraya bir buraya çarpa çarpa sersem etmiş, öylece oturuyor. Pişman oluyor film izlemediğine; ama vakit de geçti artık. Şu nalet solitaire’i son bir kez açıp sonra söz, yazının başına oturmaya karar veriyor.

Saat 22.00. Bir kez daha açıp kapatacağım solitaire’ı.

Saat 23.00. Böyle olmayacak. Yazar bir Woody Allen filmi çekiyor raftan.

Saat 01.00. Keşke böyle derin bir film izleyeceğime tırt bir aksiyon filmi izleseydim de kafam boşalsaydı diye hayıflanıyor yazar. Ne yazacağımı bile unuttum canım. Kafasını boşaltmak için yeni aldığı polisiyeden mi okusa biraz? Şöyle ucundan? Yok artık, en iyisi bir el solitaire oynayıp yazıya yoğunlaşmak.

Saat 02.00. Aç olduğum için yoğunlaşamıyorum. Hafif bir şeyler atıştırayım ki rehavet çökmesin.

Saat 03.00. Yazar Kırmızı Başlıklı Kız’la ninesini susuz yutmuş kurt şişkinliğiyle sandalyede oturuyor. Uyku da bastırıyor tatlı tatlı. Ama yok, uyumayacak. Yazıyı gönderip öyle uyuyacak. Üst üste iki fincan kahve içip ayılmaya çalışıyor.

Saat 04.00. Yazarın kafasında çanlar çalmaya başlıyor; “Konun belli mi ki bre aymaz!”. Kadife konu kesesini altüst ediyor dişe gelir bir konu bulmak için. Şunu yazsam; yeri değil. Bunu yazsam; mevsimi değil. Peki bu, ya öteki?... Yazar ağlamamak için zor tutuyor kendini.

Saat 05.00. Konu bulduk da nasıl yazılacak bu meret. Yazar ilk cümleyi silip silip yazıyor, silip silip yazıyor. Sildikleri yazının tümünden fazla tutuyor.

Saat 06.00. Yazar yeteneksizliğini bunca zaman saklayabilmiş olmasına şaşırıyor. Kendini Allen’ın filmindeki kör olmuş yönetmen gibi hissediyor. Tez zamanda bu beceremediği işi bırakıp ne bileyim metroda mızıka çalarak filan hayatını kazanmayı düşünüyor.

Saat 07.00. Yok yok, uykusuzum da ondan yazamıyorum (Yazar havlu atacaksa tam da raundda atmaktadır)

Saat 08.00. Ya bir daha asla yazamazsam!

Saat 08.30. Yazara bir son dakika kuvveti gelir. Sanatlı açılışlara vakit kalmamıştır nasılsa; bir piyon bir fil çıkıverir yola, yazıya. Yokuş aşağı bırakır kendini, ne silip silip yazmalar ne durup düşünmeler… Yazı kum gibi akmaktadır. Vadide uyanır yazar. Nasıl olmuştur da olmuştur bu yazı; kendi bile anlayamaz.

Ki yazıyı gönderir göndermez, kendini yatağa bırakır bırakmaz, hepsini unutur yazar. Hani sorarsa birileri; bir bilemedin bir buçuk saatte yazıp çıkmaktadır işte.

y.eroglu@zaman.com.tr

Sayı: 28
Bölüm: Yazarlar

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »