Kızıma Mektup...-İclal AYDIN

23/7/2007 · Kategori: Iclal Aydin

Sevgili kızım, güzel arkadaşım...
Sana yazmaya başladığım şu dakikalarda pek sevdiğim bir şarkıyı dinliyorum. Senin de çok sevdiğin Yaşar söylüyor;
“Bütün bu olanlardan,
Bütün bu yaşananlardan
öğrendiğim bir şey varsa; sabır...
Sıkıldığın zamanlarda beni düşün dağılır” diyor...

Geçen sabah seni yatakta öperken “Canım sıkılınca seni düşünüyorum, dağılıyor” dediğimde gözlerini kocaman kocaman açıp önce teşekkür ettin sonra da “Dağılmak ne demek anne” diye sordun. Topuğunu ısırdım kahkaha atarken... Ve anlatmaya çalıştım sana “dağılmak” ne demek... Saçların dağılır, oyuncakların, odan dağılır, bulutlar dağılır...

Ama aslında bir gün, çok yıllar sonra, belki de genç kızlığa adım atığın yıllarda okuyacağını düşünerek dağılmanın başka bir anlamından söz etmek istiyorum sana bugün...

Güzel kızım,
Umarım mutlu bir ömrün olur... Ama biliyorum ki o ömrün bir yerinde bir sebepten dolayı bir daha toplanamayacak kadar dağıldığını düşündüğün anlar olacak...

Başarısızlıklar yapacak sana bunu en çok. Aşkta, sokakta, seçimlerinde, işinde yanıldığını fark ettiğinde başarısız hissedeceksin kendini.
Değersiz bulacaksın aynadaki suretini. Anlamını arayacaksın yaşadıklarının...
“Bir sebebi olmalı diyeceksin...”
Hiçbir felaket tek başına gelmediği için, üst üste gelen darbeler dağıtacak seni...
Her bir parçanın nerede olduğunu anlayamayacak kadar ağır da geçebilir mutsuzlukların. Ama sakın “bundan daha çok üzülmem” deme... Hayat o kadar çok deneyecek ki seni, her defasında nasıl olup da bunca şaşırabildiğine şaşıracaksın.
Bugün sahip olduğum ne varsa ağır bedeller ödedim hepsi için. Buna o vahşi yaşam sevincim de dahil. Hâlâ o kadar sınanmakta ki bazen yorgun düşüp, sana bırakacak kadar mucize kalacak mı içimde diye düşünmekteyim. İşte öyle anlarda, yani “Eyvah dağılıyorum” dediğim anlarda seni düşünüyorum...
Sen öyle bir topluyorsun ki beni, bütün sıkıntım dağılıyor...

Yaşam gücü oluyorsun bana...
Sen benim yaşıma geldiğinde “annemler gençken pek severmiş” diyeceğin bir film olacak, adı “Cesur Yürek” (Benim annem de Spartacus’ü severdi.)

Senin için yaptığım arşivde umarım bulabilirsin...

O filmdeki kahramanın kıyasıya dövüştüğü savaşçının miğferini çıkardığı bir an vardır. Miğfer çıktığında kahramanın yüzündeki şaşkınlık ve hayal kırıklığı o sahneyi her düşündüğümde bir yumruk yapar kalbimi. Çünkü uğruna savaştığını sandığı kan kardeşidir onu öldürmek isteyen...

İşte ihanet budur bebeğim..
Bu öyle bir dağıtır ki insanı bir daha asla tek parça olamayacağını düşünürsün...
Uğruna savaştıklarının aslında seni öldürmek isteyen olduğunu anladığında sakın sakın intikam almaya kalkma... Sen pis oyunlara girme...
Pislenme...

Çekil oradan hemen; zor biliyorum ama kesip at kanayan yerini. Bir kere yüreğini kirletenden dost olmaz insana.

Ve yaralı da olsa yerdeki, bir daha arkana bakma; hain ölürken de haindir! Ve o hain kendini adadığın halkının içinden de, yatağından da, yoldaşlarının arasından da çıkabilir, şaşırma!

Bebeğim;
Biliyorum benden duymaya alışık olmadığın kadar karanlık bu mektubumdaki kelimelerim. Ama karanlığın içindeki ışıktı aradığımız, bu yüzden yürüdük hayatın üzerine...

Sana “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sorduğumuzda hep “anne olmak” istediğini söylüyorsun. Ben de sana “anneliğin bir meslek olmadığını” söylüyorum. “Bir iş yaparsın ve istersen anne de olursun” diyorum ama sen sadece anne olmak isteğinde inat ediyorsun. Bu konudaki tatlı fikrinin olgunlaşması için büyümeni bekliyorum.

Bu anneler gününde sen dörtbuçuk yaşındasın, bense otuzbeşbuçuk...

Senin doğumuna dek ne kadar deli esiyorsa kafamdaki rüzgar sen doğduktan sonra da hız kesmedi hiç. Senin güçlü, ayaklarının üzerine basan, ne istediğini bilen, gururlu, anlamlı kavgaların ve annen kadar deli rüzgarların kadını olmanı dilerim.

Hepsinden önemlisi; kutsal annelik oyununa gelmemeni isterim.

Doğurduğun çocuk senin yaşam gücün ve zenginliğin olsun; kimliğinin sebebi, açamadığın kapıların anahtarı, arsızlıkların maskesi değil...

Velhasıl benim güzel meleğim,
“Bütün bu olanlardan
Bütün bu yaşananlardan
öğrendiğim bir şey varsa sabır
Sıkıldığın zamanlarda beni düşün dağılır.”
Seni seviyorum...
http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=119183&Categoryid=4&wid=10

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Burcu Hanım'ın Kınası-İclal AYDIN

23/7/2007 · Kategori: Iclal Aydin

ALAÇATI MEDYA SAYESİNDE BİTTİ! VATAN yazarlarından Haşmet Babaoğlu, Tuğçe Baran ve sonunda İclal Aydın’ın Alaçatı sevgisini yazmışsınız. O sevgi başta Haşmet beyden olmak üzere Alaçatıya çok tuzluya mal olmuştur. Biz İzmirliler artık ALAÇATI’ya biraz da bu tür köşe yazarlarının sayesinde gidemez olduk, çünkü Alaçatı’yı artık Nişantaşı’nın Beyaz Türkleri ele geçirdi. Fiyatlar Alaçatı’da 10 katına çıktı. Alaçatı paralı görgüsüzlerin, sonradan kara para görmelerin yeri haline geldi. Oysa eskiden sessiz, sakin, hesaplı, salaş haliyle tam bir cennetti şimdi bu tür yazarların(!) da kalem katkısıyla aynen bir Çeşme oldu. Çeşme de zamanında “TELEVOLE” porömgramları sayesinde aynı bu şekilde bitivermişti. Bunlar Ege’de yer bırakmıycak gariii!!!.. Alaçatının Bodrum olmasına da az kaldı.
Ey Haşmet beyler, Tuğçe hanımlar, İclal hanımlar, İzmir’den kına ister misiniz, yoksa kınada da 10 kat pahalı Nişantaşı kınası mı arzu edeceksiniz?..
BURCU KARA”

(*) (medyatava.net sitesindeki bir okur mail’i.)

Allah aşkına ne oluyor insanlara? Efendi olma, zarif kalma çabasının “yapaylık” sayılmasını “günümüzün bir davranış modeli” olduğunu düşünerek anlamaya çalışıyorum ama kabalığın böyle başını alıp gitmesine inanamıyorum.
Dün akşam internette ne var ne yok turu yaparken, yukarıdaki okur mektubu ile karşılaştım. Hiç düzeltmeden aynen aldım.
Kişinin özel bulduğu ve popüler olmasından hoşlanmadığı mekânlar, kişiler, kitaplar, gruplar vardır, kabul. Ama itirazın üslubu bu kadar çirkin mi olmalı? Öte yandan bu ne kadar ayıp bir ayrımcılık, ırkçılıktır?
Ama okurlar da haklı.
Ne kadar kabalaşıp çirkinleşirse o kadar çok okunduğuna inanan, o kadar çok haklı olduğuna kanaat getiren yazarların okurlarından da nezaket beklemek yersiz..
TV’de, gazetede, köşelerde, sokaklarda herkesin birbirine söylemediğini bırakmadığı bu feci haller normal mi gerçekten?
Bir hanımın “Medyada yer aldıkça buralar popülerleşiyor ve kalabalıklaşıyor” demek için bu kadar çirkinleşmesi doğal mı? Bazen bu tür öfke nöbetleriyle karşılaştığımda şaşakalıyorum.
“Bu tür yazarlar” olarak böyle bir gıcıklık mertebesine nasıl ulaştık acaba?
Hadi ben kendi adıma konuşayım; eminim Haşmet de Tuğçe de böyle bir mail’i hiç ciddiye almaz ama birkaç eski arkadaşımla hayatımızı giderek daha
çok kaplayan çirkinlikler üzerine sohbet etmiştik, mail’deki üslup tam da konuştuğumuza örnek, ben yazmak istedim.

***


Kınamı yakmadan
önce düşünüyorum ve Burcu Kara’ya hak veriyorum; öyle ya “bu tür yazarlar” basının çökmesine sebep oldu.
Haşmet, Tuğçe ve ben ülkeyi seçimler öncesi bu noktaya getirdik. Aslında mazotu bir lira yapmak istiyorduk ama Alaçatı’da baktık rüzgâr var, “arabaya binip napıcaksınız, gidin orada sörf yapın” demeye getirdik. Zaten Türk mafyasının nadide isimleri, paralı görgüsüzler ve sonradan kara para görenler bugünlerde sörfe merak saldı.
“Oradaki güzelim zeytinleri, peynirleri, kekikleri niye sadece İzmirliler yiyor ki” diye sinir olduk, “kıro beyaz Türklerin de hakkı”
(bu tanımı da ilk defa duyuyorum) diyerek bir
çete çalışmasına girdik.
Burcu Kara Hanımefendi bakınız: (Umarım sadece bir isim benzerliğidir, sanatçı Burcu Kara’yla ilgisi yoktur,)
Bir İzmirli olarak dünyanın sayılı sörf cennetlerinden biri haline gelen Alaçatı’nın adının bu kadar duyulmasına, şehrinize para akışına, İzmir’in ve çevresinin büyümesine öfkelenmeniz gerçekten komik.
Hanutçulara, plastik sandalyelere, derme çatma yapılara, kebapçılara yeter deyip yaya trafiğini önemseyen, ilçenin görsel ve mimari dokusunu, sessizliğini korumayı başaran, Alaçatı’nın çok başarılı Belediye Başkanı, emin olun şikâyet ettiğiniz fiyatların ayarlanmasında Haşmet, İclal ve Tuğçe’den daha belirleyicidir.
Ve bir İzmirli olarak Alaçatı’nızın Bodrum olmasını istemiyorsanız (ki emin olun ben de hiç istemem) nezaketi elden bırakmamalısınız.
Ayrıca anlaşılmaz, kötü bir mizahla yazdığınız kınalı mektubunuz Alaçatı’ya hiç yakışmıyor. Ve bence iyi ki artık oralara gidemiyorsunuz. Alaçatı’da “ucuz” bir şey kalmadığı doğru demek ki...

***


Ey sevgili okur... Hanımefendi İzmirliler, beyefendi Egeliler...
Yaşadığınız yere duyduğumuz hayranlık ve kaleme aldığımız güzellemelerin karşılığı bu mu?
Oradaki dükkânların, emlak ve arsaların, restoran ve pazar standlarının sahipleri de sizler değil misiniz? Alaçatı’da domates pahalı evet, yemek de pahalı...
Alanlar uzaktan geliyor belki ama satanlar İzmirli değil mi?
http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=126772&Categoryid=4&wid=10

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ferhat GÖÇER'e- İclal AYDIN

23/7/2007 · Kategori: Iclal Aydin

Sevgili Ferhat... Sizi tanımıyorum. Oturup iki lafın belini kırmışlığımız yok ama sadece sizi severek dinleyen herhangi biri olarak bir parça samimiyet kurup “siz”den “sen”e geçmek istiyorum. Bazen yaklaşıp sanki kırk yıldır tanışıyormuşcasına “İclalcim” diye söze başlayan okurlarla karşılaşmaktan mutlu olurum.

Bunun, ortaya koyduğumuz eserlerin yarattığı içtenliğin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Umarım yazacaklarımın ve senli benli ifademin de böylesi bir içtenlikten kaynaklandığı anlaşılır.

***


Sen çalışkan bir adamsın.

Müziği ve şarkı söylemeyi seviyorsun.

Bu işi ne kadar ciddiye aldığını, ne kadar çabaladığını, ne kadar profesyonelce uğraştığını görmemek için gerçekten aptal ya da kötü niyetli olmak gerekir.

Ve ne yazık ki (ve pek tabii, iyi ki) sen başarılı oldun.

Sadece bu yüzden, sevildiğin ölçüde sevilmediğini de belki ilk kez şimdi görüyorsun.

Çünkü başarı sevilmez bu ülkede.

Çünkü halkın alkışladığını profesyoneller onaylamaz.

Çünkü medya cezasız bırakmaz hiçbir başarıyı.

Çünkü artık dişe gelir, elle tutulur bir ağırlığın vardır senin.

Bu yüzden Hüsnü’yü yumrukladığın ya da ödül almak için kasetlerini satın aldığın iddiaları daha “tatlı” haberlerdir.

“İzmir yanıyor” isimli şarkıyı ne kadar güzel yorumladığından daha “şekerlidir” yani...

Kırşehir’de yaşayan binlerce kişiyi açık hava tiyatrosuna toplaman ve binlerce kişinin sana “Cennet” isimli şarkını haykırarak söylemesi partnerinle yaşadığın gerilimden daha önemli değildir.

Müziği başarıyla icra etmen ya kötü insan olmanı gerektirir ya da kötü cerrah olmanı...

Gerçek olamazsın Ferhat, mutlaka vardır bir “yamuğun!”

Olmalıdır...

Eğer yoksa da bulana kadar ya da yaratana kadar uğraşırlar artık sen de biliyorsun.

***


Dediğim gibi, hiç tanımıyorum seni. Ama biliyorum; sana ait olmayan cümleleri okuduğunda, nezaket içinde verdiğin yanıtların nasıl da çarpıtıldığını gördüğünde, konserlerinin kalabalığından değil de seninle ilgili varsayımlardan söz eden yazılar çıktığında şu şahane başarının tadını çıkaramıyorsun.

Çıkaramazsın...

Çünkü sen de bilirsin ki kötülük iyiden baskındır.

Ne acıdır ki öyledir...

Oysa mutlu olmalısın.

Gerçekten.

Gerçekten!

***


Şehirlerarası bir otoyolda albümünü dinlerken düşündüm bunları. Seni hiç tanımasam da yazmak istedim. Bir doktorun şarkı söylemesi eğer banyoda söylüyorsa ne diğer doktorları rahatsız eder ne de diğer şarkı söyleyenleri. Ama bütün ülkeye söylüyorsa ve eğer kalabalıklar “alkışlıyorsa” sorun başlamıştır. Seni “soruşturanlar”ın çeşitliliğine inanamazsın. Bildiğin şeyler işte; yeni bir şey söylemiyorum, farkındasın.

Sorun başarılı olmanda.

İyi bir bankacı olsaydın da çok sevilen bir öğretmen de fark etmeyecekti; bir şekilde bir soruşturma olacaktı hakkında. Şarkı söylemesen, sadece işini çok severek ve başarıyla yapsan da “sevilmeyecektin.”

Küstürülmüş binlerce “yeteneğin” mezarlığıdır bu ülke.

Onca bilginin, birikimin, hevesin, muktedir olmanın yok sayıldığı bir bataklıktır.

Bu yüzden kötü yaşlanır bu ülkenin yaratıcıları.

Bu yüzden öfkeli olurlar.

Bu yüzden başarının cezasını bir ışık taşıyan herkes çeksin isterler.

Ama sen sakın vazgeçme.

Bir kız kardeş isteğidir bu; sen güçlü ol ne olur.

Tıka kulağını herkese, sen şarklarını söyle...

Sana pek yakışıyor çünkü...

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=127884&Categoryid=4&wid=10

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!