I was blessed because I was loved by you

30/6/2008 ·

 Celine Dion "Because You Loved Me" isimli şarkısında böyle sesleniyor sevdiği adama. Şarkı, onun bütün şarkıları gibi yine mükemmel tabii ki. Duygusal, insanın içini okşayan sesiyle güzelliği pekiştirilmiş bu şarkıyı seviyorum. Başlıkta yazdığım söz beni biraz düşündürse bile.. Bilmiyorum, bu sözü bir insan başka bir insana gerçekten söyleyebilir mi? Bana pek gerçekçi gelmiyor. Belki ben biraz duygusuzumdur bilmiyorum ama sıradan bir insanın beni sevmesiyle kutsanacağımı sanmıyorum. Tabii bu sözü mecaz olarak da alabiliriz orası ayrı.
 

Yorum (1) Yorum yaz!

içimden geldi

30/6/2008 ·

 Hava çok sıcak İzmir'de. Ama doğma büyüme İzmirli olunca alışmış oluyor insan zaten. Herşeyiyle seviyorum İzmir'i, bu sıcağıyla bile. Canım sıkılıyor, kafam bozuluyor, dersaneden kaçıp Kordon'da buluyorum kendimi..Denizle paylaşıyorum dertlerimi, beynimi kemiren düşüncelerimi...Pinhani'nin bir şarkısında geçiyor; "Aşkı gözler anlatır" diye...Gözler yalnızca aşkı değil, herşeyi anlatabiliyor, tabii görmesini bilene...Kaci'nin "I will learn to love again"  şarkısı çalıyor şimdi. Neşeli, hoş bir şarkı. Hilary Duff'ın oynadığı "The Perfect Man" adlı filmde çalmıştı, hoşuma gidince indirdim ben de..Tavsiye ederim güzel şarkı. Dün gece de yazdığım gibi artık kendimi yazacağım, gerçek bir günlük gibi olacak sanırım blogum..Bilgisayarım sayesinde edindiğim en güzel arkadaşlıklar, blog yoluyla edindiklerim galiba. Çünkü birbirini hiç görmeden, tanımadan bile insanlar samimi olarak birbirlerine yorum yapıyor, duygularını en içten haliyle ifade ediyorlar. Şimdilik bu kadar millet..Görüşmek üzere...

Yorum (1) Yorum yaz!

yenidenn

30/6/2008 ·

saate bakıyorum da..03.08
uzun bir aradan sonra burada olmak güzel
artık kendi yazılarımda devam edeceğim sanırım
şimdilik bu kadar

Yorum (yok) Yorum yaz!

Titre ve Kendine Gel..Babam Çatlı isimli kitaptan alınmıştır..

14/9/2007 · Kategori: kitap

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında, verebileceğin en iyi karşılık, unutmak olsun... Bağışla ve unut... Ama kimseye teslim olma...

 İçten ol, telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

 Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkar. Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen... Hayattaki dayanağın odur.. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olamazsın. İşini öyle seveceksin ki başarıların bedenini ve  yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

 Olduğun gibi görün... Ve göründüğün gibi ol... Sevmediğin zaman sever gibi yapma... Çevrene önerilerde bulun, ama hükmetme... İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri  kumsaldaki kum tanecikleri bile değildir.

 Aşka burun kıvırma... O çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir... O bahçeye layık bir bahçıvan olmak  için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

 Kaybetmeyi ahlâksız kazanca tercih et... Birincisinin acısı bir an,  ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Çünkü bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

 Yılları geçmesine öfkelenme.  Gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.

 Rüzgârın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenleri rüzgâra göre ayarla... Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.

 Arasıra isyana yönelecek  olsan da hatırla ki evreni yargılamak imkânsızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken kendi kendinle barış içinde ol.

 Doğduğun zamanları hatırlar mısın?.. Sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu... Bu nedenle öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın sen öldüğünde...

 Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Gözünle değil kalbinle görmeye çalış ki bütün pisliği ve kalleşliğine rağmen, dünya insanoğlunun biricik güzel mekânıdır...

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Lise Fotoğrafı_Uğur Arslan

14/9/2007 · Kategori: siir

Ön sıradaki kısa boylu çocuk

Gözlüğünün camı en kalın olan

KRAVATINDA AYRAN LEKESİ VE CEKETİNİN KOLLARINDA TEBEŞİR TOZU HER DAİM BULUNAN

En önde harflerin ve kalplerin kazınmadığı

Ve aşkların uğramadığı sıralarda oturan

Düşük omuzlu, ürkek ve hüzünlü bakan

Parmağı kalkmayan

Ve derslerde soracak hiçbir sorusu olmayan suskun çocuk...

Sevgiyi bilen sevdayı bilmeyen

Aşkı bilip bilmediğini belli etmeyen

En arka sıralardaki yaşça büyük ve uzun boylu kızların neredeyse kucağına alıp  sevdiği

Yan sırada oturan güzel gözlü sarışın kızın bir türlü yüz vermediği

Başı önde yere bakan

Ve sadece kendi yüreğini yakan çocuk...

Matematikten zayıf alan

Çünkü en güzel şiirlerini matematik dersinde yazan

Ama o şiirleri bir türlü yan sıraya uzatamayan garip çocuk...

Belki bir gün arslanlar gibi karşısına çıkıp konuşacak

Ve ona yazdığı bütün şiirleri okuyacak

Belki bir gün derslerdeki en hararetli tartışmalarda onun da söyleyecek birkaç sözü olacak,

Oturup çalışacak

Teşekkür, hatta

Takdir alacak,

Sınıf  başkanı olacak

Ve yoklama yaparken sıra o kızın ismine geldiğinde

O ismi herkesten güzel okuyacak;

Okurken gözlerine bakacak...

Bütün bunların hayalini kuran

Ve bu hayalleri kurarken tarih öğretmeninin sorusuna ansızın yakalanan

Sonra susan, yanakları kızaran, hiç bir şey konuşamayan

Ve dersi dinlemediği  için azar işitirken

Ya sıraya dönüp bakamayan tembel çocuk...

Biliyor musun bu dünya ona da kalmayacak

KİMSE ÖMRÜNÜN SONUNA DEK MEZUNİYET FOTOĞRAFINDAKİ KADAR GÜZEL OLMAYACAK...

Önce  alnında kırışıklıklar

Ve o güzelim sarı saçlar beyaza duracak

Ve onun için

Yan sırada oturan suskun ve tembel çocuk

Eski ve siyah-beyaz bir lise fotoğrafının en arka köşesinde

Sadece kafasını gösterebilmiş

Kalın gözlüklü ve hüzünlü bakan

Bir çift göz olacak...

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Sultaniyegâh Sirto_Uğur Arslan

14/9/2007 · Kategori: siir

Hayatın merdivenleri yüksek ve dardı çoğu zaman,

Kendinizi her salışınızda biraz daha aşağı iner ve dibe hızla yaklaşırdınız.

İnmek çıkmaktan daha kolay olurdu,

Tıpkı yaşlanmanın genç kalmaktan daha kolay olduğu gibi...

Belki de hayat, merdiven inmekten ve merdiven çıkmaktan ibaretti,

Bir yaşa kadar büyük bir yaşam savaşıyla çıktığınız merdivenler, bir yaştan sonra iniş oluverir,

Ve sizi ömrün bittiği yere yönlendirirdi.

Bir sürü sorun çıkardı hayatın son basamaklarında,

Hastalık, dert, tasa hepsi bir olup üstünüze çöker,

Ve ağır işiten kulaklarınızda çınlayan tek şey aheste bir kemancının çaldığı sultanîyegâh sirto olurdu...

Sona yaklaştıkça insan şu sözün doğruluğuna inanırdı:

"Ölümün bile güzeli vardı."

Ecel geldiğinde sorsa, dese ki ölümlerden ölüm beğen kendine,

Ve seçme şansımız olsa, ne isterdik acaba?

Vakit dardı;

Ve aslında ölümün bile güzeli vardı...

Son nefeste yanında olmak istediğimiz belki ana, belki evlât, belki de yârdı.

Daha yapacağın çok şey vardı belki yarın,

Ama her şey buraya kadardı,

Ve ömür denilen şey deli gönüle dardı.

Seçme şansımız olsa seçerdik elbet,

Çünkü ölümün bile güzeli vardı...

Son basamaklarıydı bunlar artık hayatın,

Aynaya her bakışta bir yaş daha yaşlanırdın.

Azrail'le pazarlık zordu,

Deli gençliğin hayali gözlerinin önünde dururdu...

Ve ağır işiten kulaklarında çınlayan tek şey aheste bir kemancının çaldığı sultanîyegâh sirto olurdu...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Karamanoğlu Mehmet Bey_Alev ALATLI

14/9/2007 · Kategori: siir

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum.

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı:

"Bu günden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda

Türkçe'den başka dil konuşulmaya" diye

Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını;

Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri

Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim;

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere.

Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,

Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey,

Hanımağanın firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkânın store,  bakkalın market, torbanın poşet,

Mağazanın süper, hiper, gross market,

ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard,

Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,

Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı beldelerin girişinde "Welcome", çıkışında "Goodbye",

Okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın bodyguard,

sanat ve meslek pirlerinin duayen,

İtibârın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Seki'nin, alanın platform, merkezin center,

Büyüğün mega,  küçüğün mikro, sonun final,

özlemin, hasretin  nostalji olduğunu öğreneniz var mı?

İş hanımızı plaza, center room, show room,

Büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fastfood,

Yemek çeşitlerimizin mönü,

Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,

Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,

Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,

Vurguncunun spekülatör,, eşkıyanın mafya,

Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic,

Bilgisayarı computer, hava yastığını airbag,

Oluru, pekâlâyı okey diye konuşanınız var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,

Yaşa, var ol sevinçleri, oley oley,

Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık Dağı'nın tepesindeki  köyde,

Cafe Show levhasının altında,

Acının da acısı nescaaafe içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,

Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,

Özün el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,

Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,

Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...

Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HAYAT

12/9/2007 · Kategori: kendi yazilarim

Yaşamak...Ya da şöyle söyleyeyim; yaşadığını sanmak..Ve farkında olmadan, daha doğmadan ölmek...İşte çektiğin acıların sana yutturduğu yalanlar. Her acıda yüreğinden ufacık, minicik parçalar kopuyor. Tabii sen farkında değilsin. Zamanla yok oluyor yüreğin. Kalpsiz birinin gözü, ağzı, burnu olması bir işe yaramaz unutma. Duyguların yol oluyor. Nefret etiiğini sanıyorsun. Ama şunu bil! Nefret de bir duygudur. Aynı zebanilerin de emlek olması gibi. Acı verir ama hâlâ yaşadığının habercisidir. Sen ölmek istersin belki, ama yapamazsın da.. Geride birşeylerin kalacağını bilirsin çünkü. Onların yalnızca sana ait olmasını istersin. Onlar her ne kadar senden kaçsa da.."Büyüdükçe tüm oyunlardan uzaklaşıyorum." dersin ama kovalamacadan vazgeçemediğin apaçık ortadadır. Ve ebe hep sen olursun, çünkü kaçanları asla yaakalayamazsın. Yalnızca girşi olan biir labirentte bo oyunu oynamak daha da zordur, hele bir de sen girer girmez kapı kapanırsa, hele bir de aradığın dışardaysa..İşte zindan budur. Girersin, ölümün mahkumu olursun. Nihayet istediğin olur, kısa bir zaman içinde göçüp gidersin, ÖLÜRSÜN!....................2006_LİSELİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

ÖZEL DEFTER ARKA KAPAK

12/9/2007 · Kategori: kendi yazilarim

Tertemiz bir sayfaydı önce...Hepimiz birer renkli kalem olup doldurduk o sayfayı. Bir yıl boyunca ne yaşadıysak onu çizdik. Nadir de olsa yaşanan kötü olaylar vardı ya; işte bir onlar bir de zaman tıraş etti bizi. Yılın sonuna geldiğimizde hepimiz kısacık kalmıştık bu sayede. Ama kocaman kalplerimiz vardı bizim küçücük boylarımıza inat! Bir silgimiz vardı bizim; nerde hata yapsak silerdi. O yüzden şimdi yaptığımız hatalardan ziyade, işlediğimiz güzellikleri hatırlıyoruz. O'nun, Sevim Hoca'mızın, sayesinde...Bir de dolmakalemimiz vardı bizim; SEİFMATımız... Hepimiz silindik o sayfadan, bir O silinmedi...
                                                              07/02/2007_14:56_LİSELİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

SESSİZLİK

12/9/2007 · Kategori: kendi yazilarim

Sus! Sakın sesini çıkarma! Kimseye kendini anlatmak zorunda değilsin. Etrafta, senin kelimelerini duymaya hakkı olmayan o kadar insan varken, sen hakedenleri nasıl seçebilirsin?
İçinde kopan fırtınalardan kimsenin haberi yok değil mi? Ama, sence de böylesi daha iyi değil mi? Bazen, sözler herşeyi ifade etmeye yetmeyebilir. Zaten işimizi gördüğü zamanlar çok değerlidir zira çok nadir yaşanır. Kelimeler, duyguları anlatmaya cüret edecek kadar cesur değildir, çünkü bu o kadar da kolay değildir. Bir tarafta yapılan işin hakkını vermek vardır, diğer yanda insanların iki kulağı arasındaki yolu kat edip, havaya karışmak...
Ve çok az kelime, bir duyguyu ifade etmeye yetecek kadar manidar olabilir.
İçindeki fırtınayı dışarı üflemek de senin elindedir; onu olduğu yere bastırmak da..Hangi durumda hangisinin daha mantıklı olacağını sen zaten bilirsin; ama herkes de bilir ki bazen duygular aklın ve mantığın önüne geçer. Senin yapman gereken, duygularına gerektiği yerde zincir vurmayı bilmektir. İçinde bastırman gerektiğinde sus! Kullandığın her kelime, aleyhine kullanılarak sana geri dönecekse sus! Kelimeler, görevlerini tam manasıyla ifa edemeyeceklerse sus! Senin içinden, yüreğinin derinlerinden gelen hislere tercüman olamayacaksa, bu hisleri SESSİZLİĞİN DİLİnden KALABALIKLAR LİSANIna tercüme edemeyecekse sus!
                                                                                           26.08.07_LİSELİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::